2 Nisan 2009 Perşembe

İSTANBUL’U DİNLİYORUM



İSTANBUL’U DİNLİYORUM

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Kuşlar geçiyor, derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda
Bir kadının suya değiyor ayakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Serin serin Kapalıçarsı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Los kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Bir yosma geçiyor kaldırımdan
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere
Bir gül olmalı
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vurusundan anlıyorum
İstanbul'u dinliyorum.


oRHaN VeLi KaNIK


22 Kasım 2008 Cumartesi

TüRK RoCK GRuBu: "PeYNiR GeMiSi"


Bu bir cesit gemi.

denizlere degil müzige yelken acan..

En kücük tersane olarak gecer bu geminin yapildigi tersane..

Sadece kücük bir masa olarak görev yapiyor simdi
Münsterìn eski bir meyhanesinde.

Zaten eskiden de öyleymis.
Bir ekim ayinda etrafina dört kisi oturmus,
ve bilmeden baslamis m
asa,
hic görmeyecegi gemiye tersanelik yapmaya.
Sadece üzerine konulan caylarin kokusunu almis.

O kokuya müzik karismis,

masaninsa haberi olmamis.
bir kac saat kadar sürmüs geminin yapimi.
Demis ki biri sonra,
lafla yürütülmez bu gemi,
o yüzden kesin karar vermisler
Bu gemiyi müzikle yürütmüsler.

______________________________________________

Vurmali Calgilar: Mario Kostka
Bass Gitar ve provalarin nese kaynagi: David Wiesner
Solo Gitar ve Vokal: Frank Lehnhoff
Vokal ve Ritm Gitar: Y. Emre Aksakal





Sarkilariyla ve müzikleriyle Münster sehrinde bizlere güzel, neseli ve eglenceli dakikalar gecirmemizi saglagan güzel dostum Y.Emre Aksakal ve Peynir Gemisi Grubuna cok tesekkürlerimi sunarim... Iyiki varsiniz...

29 Eylül 2008 Pazartesi

Ramazan Bayrami 2008


Hazan yagmurlarindan

Ucan balonlarin;

Cocuklarin ellerinden düsmedigi

Gülümsemenin;

Insanlarin yüzünden hic eksilmedigi

Bir bayram bu "Bayram".

Kadere, hayata, olumsuzluklara;

Hatta ölümün varligina inat,

Hala dimdik, hala basi dik.

Bu bir Armagan...

Insanligin kurtulusu...

Bu gercege itaatin sonsuzlugu adina!

Gökyüzünün icimizi isitan yüzüne göz kirparak

... ve ...

Bugünleri yasama degerli kilarak

Saygi ve sevginin hic bitmemesi,

Nerde o eski bayramlarin denmemesi

Ümidiyle...

Nice, mutlu ve birlikte bayramlara...


BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!


29 Haziran 2008 Pazar

DüNYa GüZeLLiKLeRi: "GüLLeR"

Gül (Rosa)
Rosaceae (Gülgiller) familyasının Rosa cinsinden güzel kokulu bitki türlerine verilen ad.

Ana vatanı Anadolu, İran ve Çin'dir. Türklerin milli çiçeği sayılan ve çiçeklerin kraliçesi diyebileceğimiz bu bitki herkes tarafından sevilen bir çiçektir. Park ve bahçelerin süslenmesinde kullanıldığı gibi sarmaşık olanları balkon ve terasları süsler. Kesme çiçekçilikte çok talep edilen kıymetli bir çiçektir.

Siir/Sairler:

Şairler, gül ile ilgili olarak çeşitli tasavvur ve hayallerde bulunmuşlardır.



Islamda Gül´ün yeri:

Müslümanlar gül kokusunun peygamberlerinin kokusundan geldiğini kabul ederler ve peygamberleriyle yoğun sevgi bağı olan kişilerin dahi gül koktuğuna inanırlar. İslam sanatında gül çoğunlukla peygamberi simgeler. Bu yüzden çoğu İslami eserde güle ayrı bir değer verilmiştir. Peygamber'in terinin gül gibi koktuğu rivayet edilir. Muhammed gülleri "Seyyidül ezharül Cennet=Cennet çiçeklerinin ulusu" olarak nitelendirmiştir.

Yazi: "http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCl#K.C3.BClt.C3.BCr_ile_elde_edilen_g.C3.BCller_.28K.C3.BCltivarlar.29"

Resimler: N.Hasal´a aittir

12 Haziran 2008 Perşembe

DüNYa GüZeLLiKLeRi: "PaSSioNSBLuMe"

Farkinda degiliz, fakat dünya o kadar güzelliklerle doluki...
Bu güzelliklerden bir tanesiyle de 08.06.2008 tarihinde yeniden tanistim. Ne mi bu?

Bana 21.06.2002 tarihinde arkadaslarim tarafindan hediye edilen o tarihten beri bir daha cicek acmayan bitkim "Passiflore / Passionsblume".

Bu bitkiyi annem ve ben cok sevmistik, cok begenmistik ilk cicek actiginda. Daha sonraki yillarda yerini mi begenmedi ne bir daha bu güzelligini göstermedi bize bu bitki taaki yukarida belirttigim tarihe kadar.
Niederkassel´den Münster´e tasindiktan sonra da hic acmadi, hatta balkonda sulamamiza ragmen kurudu bir topragin kurumasi gibi...Bu sene de acmadigi taktirde atacaktik, yerini baskasiyla doldurarak.

...ama...

Fakat bu sene bana adeta bir süpriz yapmak istemisti.
8 Haziran´da yine görevimi yerine getirip ciceklerimizi suluyordum ve benim bu bitkimin tomurcuklarina bakarak "elbet bir gün acacaksiniz, bekliyorum sizi" deyip yapraklarini oksarken elime yumusak birsey takilmaz mi!?
Hemen büyük bir heyecanla bitkiyi döndürdüm ve aman Allah´im ne göreyim tam iki tane acmis cicek...
Sevindim, sevindim ve yine sevindim...
Gözlerimden damla damla yaslar süzüldü sevincimden.
Cok mutlu oldum ve mutlulugumu herkes ile paylasmak istedim.

...ve...

Bugün de bu mutlulugu sizlerle paylasiyorum.

Ne mutlu bana!!!



13 Nisan 2008 Pazar

YaRiM HaZiRaN

Haziran´a olan sevgimi ve özlemimi anlatan bir yazi, Haziran dogumlu oldugumdan dolayi herhalde... Sizlerle paylasmak istedim...



Yarim Haziran!

Kimbilir kac bahari birlikte ugurladik seninle...
Kimbilir kac yazi karsiladik kan ter icinde...
Ilhamisin ergenlik siirlerimin, o ilk Haziran´dan beri...
Yasgünlerimin fener alayi, ilkyaz günahlarimin tanigisin..
Tanigisin yüzüme düsen gözlerin, tenime degen ellerin...
Senle baslayip, sende bitirdim bunca yili...
Sendin hararetli yilsonu muhasebelerimin degismez takvim yapragi...
Tutkunum sana...Sadik, itaatkar ve hayran...
...Yarim Haziran!...

Hasretle bekleyip, iple cektim gelislerini cogu zaman...
Sen hep iki bahar arasinda, hazlar zamani cikageldin; eteklerinde ilkyaz coskulari ve isyanlarla...
Haziranlarda asik, haziranlarda pisman, haziranlarda ergen oldum.
Iste burada yillar yili getirip, iadesiz taahhütsüz önüme ativerdigin eski yaslar...Kimi hakkinca yasanmis, kimi belki hic yasanmamis...Kimi cocuk, kimi genc, kimi olgun...
Her serin baharin ardindan yaz kokulu, yildizli müjdeler tasidin bana... Hararetli ve ciplak Temmuz aksamlari vadettin... pesisira hazan geldigini hissettirmeksizin bir süre...
Gün oldu tomurcuk olup cicek cicek boyverdin; gün oldu siddet yüklü bir öfke bulutuna tutunup seller yagdirdin gecikmis bahar dallarinin üzerine... hazirliksiz... insafsiz...
Öncesiz ve sonrasiz asklarda oyaladin beni...
... kimi gercek, cogu yalan...
Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi ögrettin; üzerine kiragi düsmüs beyaz bir gül kadar taze... bir o kadar kusursuz...
Anladim ki, Haziran´da sevmek yaman...
...Yarim Haziran!...

Ocaklar kurdum sicacik... Asim, esim, isim oldu katiksiz, riyasiz... Ogullar ve gecikmis heyecanlar verdin bana...
Gidemedigimiz uzak denizleri cocuklarimiza isim yaptik... onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi...
Geride kirik dökük onlarca Haziran birakarak karsiladik yarinlari... Ve sen bagisladin hatalarimi yilsonu bilancolarinda... Sorguda ele vermedin beni... Taniyamadilar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi...
Kimbilir kac sirri sakladin... Kacini ele verdin o gecikmis hesaplasmalarda...
Sen ilkyazdan alip güze acarken kapilarini... ben yazin sarhoslugundan sonbahar serinliginde aydim.
Seni beklerken kendime vardim.
Yadsiyamam: Sevildim ve sevdim cogu zaman...
Müsebbibi sensin...
...Yarim Haziran!...

Yasim büyüse de büyümedi icimdeki cocuk...
... ama zamanla olgunlasti Haziranlarim...
Yeni gelenler sonbahara daha yakin simdi...
Eski mektuplar ve sepya renkli fotograflarla dolu bir albümde hayatim... Haziran dogumlu...
Kulagimda bir siir Hasan Hüseyin´den artakalan:
"Sokaktayim
gece leylak ve tomurcuk kokuyor
yarali bir sahin olmus yüregim
uy anam anam...
Haziran´da ölmek zor"...
Lakin dogmak da zor Haziran´da...
Yaz kapiyi calsa da;
... biliyoruz sonu hazan...
Yine de seviyorum seni...
...Yarim Haziran!...

Can Dündar

24 Mart 2008 Pazartesi

...S´oNSuZ aSK...

Günlerden bir gün,
evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.

Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
“Merhaba” demiş papatyaya, “sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.”. Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
“Merhaba” demiş, “ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; “Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek” demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. “Neden” demiş. “Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?”. “Hayır” demiş kelebek. “Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”
Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Sevi seviyorum”
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece “Bende…”
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
İçinden “Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, “seviyormuş” diye geçirmiş içinden.