15 Şubat 2014 Cumartesi

NaZLIKIZ´a yazilan siir (IV)


Gül NaZLI

Sabahin ilk isigisin sen
Gönlümde acan gülsün sen
Seni tanidigim günden beri
Gönül ucar kus olur gider
Uc ey gönül uc

Yare vuslat eyle ey Nazli
Yarin bekler seni her an
Bekletme o sevgiliyi
Gel beraber gidelim
Gel beraber ucalim

Bir kus olsak 
Ucsak göklere
Seyretsek alemi
Seyretsek dünyai
Dünya dedigin sey bir hic

Bir gözbebegin odur dünya
Insani taniyan kendini tanir
Gül ola devran döne
Bir gün ola görüse
Hayati yudum yudum ice

Güle Nazlim güle
Dost üzümü yiye
Baginda bekci ola
O yare dost ola
Asiklara yar ola
Kendine dost ola
Ey canim!

Esma Abla
(08.06.2012)

13 Aralık 2011 Salı

NaZLIKIZ´a yazilan siir...(III)


Naz eyleme ey gülüm

Aşkı dost eyledin

Ey gülüm

Şarabından içtin

Ey dostum


Kuşku duyma içinde

Kazanan kendin olur inşaAllah

Hayat okulu bitmez okumakla

Cihanin gülü NazLI

Kulak ver ablaya


Sözün katib

Özün Allah

Sevenin Muhammed

Gülün sen

Canın sen

Sevgin sen


Seven yar

Oldu bir zümre

Sümbül boyandı güle

Bülbül ağladı aşktan

Sevda aktı suya


Su gibi aktın gönlüme

Suladın beni ey NaZLI

Kendin aşk

Bedenin sevgi

Birle O´nu

Oldu bir damla su


(02.12.2011)

Esma Abla

NaZLIKIZ´a yazilan siir...(II)


Şakı ey bülbül şakı

Gönüllere şakı

Bir gül destesi gördüm

Aklı bedeni başak


Dostlara dağıtır bereket

Ey Nazlım can Nazlım

Zamanla yarışan

Yarışında kazanan

Bir dua düşer gönle

Ya Bismillah


Aleme niyaz

Insana namaz

Dosta niyaz

Güle niyaz

Sana niyaz

Sefahatin Allah´a


Dua bir dost

Dua bir büfdan

Yare giden yol

Aşık olan dost

Gönlün güzel Nazlım


Ruhun bedenin Hayy gülüm hayy

Yoldaşlara selam

Bizlere ey vallah

Dostda Nazlım dostda



(03.10.2011)

Esma Abla

24 Ekim 2011 Pazartesi


"Her zaman bir kitabın sonuna yaklaşır gibi yaşa..
Lunaparkta kaybolmuş gibi yaşa..
Oyuncak dükkanında kaybolmuş çocuğun iştahıyla yaşa.. Kaybolmuşluğu unut etrafına bak!
Yüzmek gibi yaşa boğulmak gibi değil..
Uçmak gibi yaşa düşmek gibi değil..
Kuş sesleriyle bir ağacın gölgesinde uzanır gibi yaşa..
Kaşık kaşık çikolata yiyip ellerini beyaz tişörtüne silen çocuk gibi yaşa..
Saatlere bakmadan yaşa..
Beklemeden yaşa..
Yorulmadan yaşa..
Bir tırtılın kelebek olma hayali vardır
Senin de bir hayalin olsun..
Öyle yaşa işte!
Boynu bükük soru işaretlerini boşver.. Dik ünlemlerin var.
Noktaları at çöpe kucak dolusu virgül getirdim sana..
Tanrı'nın sana uzattığı beyaz kağıdı geri çevirme...
Yani diyorum ki;
Yaşa da
Nasıl yaşarsan yaşa!"

-Mornie Menel-


21 Eylül 2011 Çarşamba

NaZLIKIZ´a yazilan siir...(I)


Gül destesi NaZLI KIZ
Sanma seni unuttugumu
Sen gönlümde acan ciceksin.
Gülen yüzün hic solmasin!

Rabbim seni gül eylesin,
Seven yare yar eylesin.
Bir tomurcuk güldün acar oldun,
Seven gönülleri costurdun.

Seni gören olur deli divane,
Gören asik olur sana!
Sen de seversin kendini,
Sev kendini, ol kendin ile bir dost...

Dostun dostuna nasihati
Unutma gönlünün Sultani´ni
Bunu yazan garib asik...


Esma Abla
(05.02.2011)

13 Mart 2011 Pazar

ÇiKoLaTa YeMeNiN 7 SeBeBi

Paris´te ablamlardayken misafir ağırladık. Misafirler gittikten sonra klasik misafirin getirdiği hediyeyi incelemek insana en çok mutluluk veren şeydir ya biz de hemen kutunun incelemesini yaparken gözüme kutunun kapağının altındaki yazı takıldı. Yazı Fransızca´ydı ama bazı cümlelerin şifresini çözmek o kadar da
zor değildi. Oradaki yazının konusu "ÇiKoLaTa YeMeNiN 7 SeBeBi" idi. Kutunun içindeki o güzelim çikolatalari yemeden çikolata yemenin bilincine varmak istedik ve cümleleri hep beraber Türkçe´ye çevirme kararını aldık. Sebepler şöyle sıralanmıştı:


7 Raison d´aimer le chlocolat
"ÇiKoLaTa YeMeNiN 7 SeBeBi"

1. Un retour en enfance
(çocukluğa geri dönüş)

2. Un anti "coup de blues"
(sanısam: depresyona karşı)

3. Une source d´énergie
(bir enerji kaynağı)

4. Un ami de la saté
(bir sağlık dostu)

5. Un symbole de volupté
(bir duygusallık sembolü)

6. Un plasir du goût
(bir lezzet zevki)

7. Un anti-stress
(bir anti-stres)


Bu sebeplerden dolayı çikolatalarımızı kokladıktan sonra büyük bir mutlulukla afiyetle yedik. :)
Yerken o gün alış-verişe gittiğimizde bu marka çikolataların mağazasının önünden geçtiğimizi hatılayarak "aaa bugün gördüğümüz ve hayran kaldığım çikolatacı değil mi bu?" diye bir soru sordum. Evet, o çikolatıcı zincirindendi. Birden ablamın aklına aslında gelen misafirlere epey önce ziyarete gittiklerinde de onlara bu çikolatıcı zincirinden çikolata aldıkları ve hatta iki ayrı kutu renkten turkuaz renkli kutuyu seçtikleri aklına geldi. Bu akşam gelen kutunun paketinin bağlanış şeklinde de bir anormallik vardı zaten. Hemen son kullanma tarihine baktık ve... kafamızda oluşan fikir şekillenmişti... Verilen hediye fark etmeden geri gelmişti yanlışlıkla... :))) Evde muziplik dolu kahkahalar yükseldi.

Edebiyatı güçlü canım ablamın aklına Ayfer Tunç adlı yazarın "Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek/ 70´li yıllarda Hayatımız" adlı kitabından bir bölüm geldi. O bölüm şöyleydi:

"Almanyalılar izne geldiklerinde, yakınlarına siparişlerin yanında, hediye de getirirlerdi. Bunlar çikolata, Alman şampuanları, Nivea kremler, Nescafe, jarse kumaşlar, tuhaf ve gereksiz düğmeleri olan pilili etekler, etrafı kırmızı püsküllü, büyük kırmızı çiçekleri olan eşarplar ve benzeri hediyelerdi. HB sigarası içiyorlar, yakınlarına da getiriyorlardı. Değer verdikleri erkeklere Johnnie Walker marka viski de getirirlerdi.
Hediye iyi kötü alınabiliyor, kimi zaman yaratıcı bir hediye üretmek mümkün oluyordu. Ama hediyeyi şık bir şekilde paketlemek neredeyse imkansızdı. Ambalaj sektörü yok denecek kadar zayıftı. Bu nedenle paket yapmaya uygun kağıtlar düzgünce katlanıp saklanır, gerektiğinde çıkartılıp kullanılırdı. Hediyeyi paketleyecek kağıdı evde saklamak önemliydi, çünkü gelen birçok hediye kullanılmadan başkasına verilirdi. Bir yere eli boş gitmemek isteyen anneler, hediye alacak vakitleri yoksa veya maddi durum biraz sıkışıksa evlerdeki sandıklarda dikilmeyi bekleyen kumaşları çıkarırlar, uygun gördükleri birini halının altında sakladıkları paket kağıdına sararak götürürlerdi. Kumaş kurtarıcı bir hediyeydi, işe yarardı. Özel bir hediyenin gerekli olmadığı her yere götürülebilirdi. Dünürler bayramlarda birbirlerine kumaş gönderirlerdi. Sünnete, doğuma, tebriğe, Allah kavuştursuna, gözü aydınına giderken kumaş götürmekte bir sakınca yoktu. Bazıları kumaş yerine havlu tercih ederler, birine götürmek icap eder diye düşünerek, düzineyle alıp sandığa attıkları havlulara bir "hususiyet" katmak için, boş zamanlarında etrafını oyalarlardı.
Hediye gelen kumaşlar çok ev gezerdi. Ayşe hanım Fatma hanıma götürür, Fatma hanım Melahaht hanıma, o da bir başkasına götürür, hatta bazen zincir tamamlanır ve götürdüğü kumaşı çok iyi hatırlayan Ayşe hanım, aynı kumaş kendisine gelince, bunun hangi yolu izlemiş olduğunu bulmaya çalışıdı. Darlık, kıtlık, tutumluluk çağıydı. Anneler birçok şeyi düşünmek zorundaydılar. Bazı evlerde hediyelerin bir kısmı sak açılmadan saklanırdı. Bu delirtici bir şeydi. Paket sallanır, ellenir, içinde ne olduğu tahmin edilmeye çalışılır, açmak için anneye yalvarılır, ama anne paketi bozulacak gerekçesiyle hediyeyi açtırmaz, olduğu gibi, üzerinde fiyonguyla dolaba kaldırıp saklar, kendisi bir yere hediye götürmek zorunda kaldığında, bu paketi alıp giderdi. Yokluktan doğan bu adet bazen çok gülünç, bir o kadar da dargınlık yaratan olaylara neden olurdu. Çünkü hiç açılmamış bir vazo paketinin kimden geldiğinin unutulup, aynı kişiye hediye olarak götürülmesi sık rastlanan olaylardandı..."

Bu kitap 70´lilerdeki yaşama şeklini anlatıyor ve biz artık 2011´de yaşıyoruz. Bu güzel çikolataların verilen yere geri dönmesi hakkında ancak şu iki yorum geliyor aklıma:

1. "Bir insan 7´sinde neyse 70´inde odur"
Milletçe eskiden nasılsak hala öyleyiz. Gelenek göreneklere çok bağlı...

ya da

2. Ablam hediye aldıkları çikolata paketini çok beğendiği için gözü kalmış olduğundan her nasıl olduysa paket bir şekilde son kullanım tarihi geçmiş olmasına rağmen geri geldi...


Artık yorumu sizlere kalmış.


Bu olay bende güzel ve bir o kadar da komik bir anı olarak kalacak! :))




















6 Şubat 2011 Pazar



Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar
Daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Daha uyanmadı komşular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim
Dışarı çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak Pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlerine bakmak mağazaların
Sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım
Hayatın gittiği yere
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp
Buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim
Tam böyle bir şey
Çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması
Toprağın uyanması
Yağmurun yağması
Ateşin sıcağı
Bu Pazar sabahı
Tam böyle bir şey
Bir sabahçı kahvesine uğramak
Bir bardak çay
Taze dem kokusu
Hayatın atardamarlarında dolaşmak
Bölmeden şehrin uykusunu
Bir siir yazmak
Pazar bulmacasının boş karelerine
Şiirde tam da bunu anlatmak delice
Tam böyle bir şey
Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir şiir yazmak
Bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek
Yağmurda ıslanmak
Ve ben seni çok özledim

IBRAHIM SADRI

10 Haziran 2009 Çarşamba

GöZLeRiM DaLaR GiDeR uZaKLaRa...



Gözlerim dalar gider uzaklara
Uzaklar cok yakindir artik bana
Yakinlari ne yapsin gözlerim
Uzaklarin gizemi varken yakinda...

Gözlerim uzaklari özler
Uzaklarin haberi yokken bundan
Uzaklari özleyen bu gözler
Bakarlar ama göremezler
Yorulurlar umutla bakmaktan,
Yalnizliktan,
Uzaklari aramaktan.

Gözlerim dalar gider uzaklara
Ümitle umuda dalistir bu
Sessiz ve sakince
Hüzünle dolu kalabalikta.
Sessizlikse firtina öncesi
bir cigliktir özlemden gelen.
Varsin sessiz olsun,
varsin yalnizlik dolsun,
varsin yorsun beklemekten...
Ümit varsa sonrasinda
beklemekte güzeldir!
Bekliyor gözlerim ümitle uzaklari....


N.HaŞaL

09.06.2009 saat: 23.00

5 Mayıs 2009 Salı

Herşey Sende Gizli - Can Yücel

Herşey Sende Gizli - Can Yücel

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

3 Mayıs 2009 Pazar

N@ZLIKIZ TaTLISI




Bugün sizlerle en cok yaptigim ve arkadaslarim arasinda en cok sevilen hem cok kolay ve hem de o kadar pratik N@ZLIKIZ TaTLI´mi tanitmak istiyorum... Umarim begenirsiniz...



N@ZLIKIZ TaTLISI



Malzemeler:

- 1 paket Waffel
- 1 litre süt
- istege göre meyve kompostosu(genelde visne)
- 1 paket Dr. Oetker´den cilekli jel


- Muhallebisi:
+ 7 yemek kasigi seker
+ 2 yemek kasigi pirinc unu
+ 2 yemek kasigi nisasta
+ 1/2-1 yemek kasigi un
+ 1 paket vanilya
+ 1/2 yemek kasigi tere yagi veya margarin

Yapilisi:

- Waffeller borcamin tabanina dizilir ve üzerleri süt ile islatilir.

- Muhallebi malzemeleri karistirilir ve ocak üzerinde pisirilir. sicak sicak waffellerin üzerine dökülür ve sogumaya birakilir.

- Jelini paketindeki tarife göre hazirlanir ve icerisine su yerine üstüne konacak meyveye göre kompostonun suyu eklenir.

- üzeri meyveyle süslenir.


AFiYeT OLSuN!!!


2 Nisan 2009 Perşembe

İSTANBUL’U DİNLİYORUM



İSTANBUL’U DİNLİYORUM

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Kuşlar geçiyor, derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda
Bir kadının suya değiyor ayakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Serin serin Kapalıçarsı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Los kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Bir yosma geçiyor kaldırımdan
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere
Bir gül olmalı
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vurusundan anlıyorum
İstanbul'u dinliyorum.


oRHaN VeLi KaNIK


22 Kasım 2008 Cumartesi

TüRK RoCK GRuBu: "PeYNiR GeMiSi"


Bu bir cesit gemi.

denizlere degil müzige yelken acan..

En kücük tersane olarak gecer bu geminin yapildigi tersane..

Sadece kücük bir masa olarak görev yapiyor simdi
Münsterìn eski bir meyhanesinde.

Zaten eskiden de öyleymis.
Bir ekim ayinda etrafina dört kisi oturmus,
ve bilmeden baslamis m
asa,
hic görmeyecegi gemiye tersanelik yapmaya.
Sadece üzerine konulan caylarin kokusunu almis.

O kokuya müzik karismis,

masaninsa haberi olmamis.
bir kac saat kadar sürmüs geminin yapimi.
Demis ki biri sonra,
lafla yürütülmez bu gemi,
o yüzden kesin karar vermisler
Bu gemiyi müzikle yürütmüsler.

______________________________________________

Vurmali Calgilar: Mario Kostka
Bass Gitar ve provalarin nese kaynagi: David Wiesner
Solo Gitar ve Vokal: Frank Lehnhoff
Vokal ve Ritm Gitar: Y. Emre Aksakal





Sarkilariyla ve müzikleriyle Münster sehrinde bizlere güzel, neseli ve eglenceli dakikalar gecirmemizi saglagan güzel dostum Y.Emre Aksakal ve Peynir Gemisi Grubuna cok tesekkürlerimi sunarim... Iyiki varsiniz...

29 Eylül 2008 Pazartesi

Ramazan Bayrami 2008


Hazan yagmurlarindan

Ucan balonlarin;

Cocuklarin ellerinden düsmedigi

Gülümsemenin;

Insanlarin yüzünden hic eksilmedigi

Bir bayram bu "Bayram".

Kadere, hayata, olumsuzluklara;

Hatta ölümün varligina inat,

Hala dimdik, hala basi dik.

Bu bir Armagan...

Insanligin kurtulusu...

Bu gercege itaatin sonsuzlugu adina!

Gökyüzünün icimizi isitan yüzüne göz kirparak

... ve ...

Bugünleri yasama degerli kilarak

Saygi ve sevginin hic bitmemesi,

Nerde o eski bayramlarin denmemesi

Ümidiyle...

Nice, mutlu ve birlikte bayramlara...


BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!


29 Haziran 2008 Pazar

DüNYa GüZeLLiKLeRi: "GüLLeR"

Gül (Rosa)
Rosaceae (Gülgiller) familyasının Rosa cinsinden güzel kokulu bitki türlerine verilen ad.

Ana vatanı Anadolu, İran ve Çin'dir. Türklerin milli çiçeği sayılan ve çiçeklerin kraliçesi diyebileceğimiz bu bitki herkes tarafından sevilen bir çiçektir. Park ve bahçelerin süslenmesinde kullanıldığı gibi sarmaşık olanları balkon ve terasları süsler. Kesme çiçekçilikte çok talep edilen kıymetli bir çiçektir.

Siir/Sairler:

Şairler, gül ile ilgili olarak çeşitli tasavvur ve hayallerde bulunmuşlardır.



Islamda Gül´ün yeri:

Müslümanlar gül kokusunun peygamberlerinin kokusundan geldiğini kabul ederler ve peygamberleriyle yoğun sevgi bağı olan kişilerin dahi gül koktuğuna inanırlar. İslam sanatında gül çoğunlukla peygamberi simgeler. Bu yüzden çoğu İslami eserde güle ayrı bir değer verilmiştir. Peygamber'in terinin gül gibi koktuğu rivayet edilir. Muhammed gülleri "Seyyidül ezharül Cennet=Cennet çiçeklerinin ulusu" olarak nitelendirmiştir.

Yazi: "http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCl#K.C3.BClt.C3.BCr_ile_elde_edilen_g.C3.BCller_.28K.C3.BCltivarlar.29"

Resimler: N.Hasal´a aittir

12 Haziran 2008 Perşembe

DüNYa GüZeLLiKLeRi: "PaSSioNSBLuMe"

Farkinda degiliz, fakat dünya o kadar güzelliklerle doluki...
Bu güzelliklerden bir tanesiyle de 08.06.2008 tarihinde yeniden tanistim. Ne mi bu?

Bana 21.06.2002 tarihinde arkadaslarim tarafindan hediye edilen o tarihten beri bir daha cicek acmayan bitkim "Passiflore / Passionsblume".

Bu bitkiyi annem ve ben cok sevmistik, cok begenmistik ilk cicek actiginda. Daha sonraki yillarda yerini mi begenmedi ne bir daha bu güzelligini göstermedi bize bu bitki taaki yukarida belirttigim tarihe kadar.
Niederkassel´den Münster´e tasindiktan sonra da hic acmadi, hatta balkonda sulamamiza ragmen kurudu bir topragin kurumasi gibi...Bu sene de acmadigi taktirde atacaktik, yerini baskasiyla doldurarak.

...ama...

Fakat bu sene bana adeta bir süpriz yapmak istemisti.
8 Haziran´da yine görevimi yerine getirip ciceklerimizi suluyordum ve benim bu bitkimin tomurcuklarina bakarak "elbet bir gün acacaksiniz, bekliyorum sizi" deyip yapraklarini oksarken elime yumusak birsey takilmaz mi!?
Hemen büyük bir heyecanla bitkiyi döndürdüm ve aman Allah´im ne göreyim tam iki tane acmis cicek...
Sevindim, sevindim ve yine sevindim...
Gözlerimden damla damla yaslar süzüldü sevincimden.
Cok mutlu oldum ve mutlulugumu herkes ile paylasmak istedim.

...ve...

Bugün de bu mutlulugu sizlerle paylasiyorum.

Ne mutlu bana!!!



13 Nisan 2008 Pazar

YaRiM HaZiRaN

Haziran´a olan sevgimi ve özlemimi anlatan bir yazi, Haziran dogumlu oldugumdan dolayi herhalde... Sizlerle paylasmak istedim...



Yarim Haziran!

Kimbilir kac bahari birlikte ugurladik seninle...
Kimbilir kac yazi karsiladik kan ter icinde...
Ilhamisin ergenlik siirlerimin, o ilk Haziran´dan beri...
Yasgünlerimin fener alayi, ilkyaz günahlarimin tanigisin..
Tanigisin yüzüme düsen gözlerin, tenime degen ellerin...
Senle baslayip, sende bitirdim bunca yili...
Sendin hararetli yilsonu muhasebelerimin degismez takvim yapragi...
Tutkunum sana...Sadik, itaatkar ve hayran...
...Yarim Haziran!...

Hasretle bekleyip, iple cektim gelislerini cogu zaman...
Sen hep iki bahar arasinda, hazlar zamani cikageldin; eteklerinde ilkyaz coskulari ve isyanlarla...
Haziranlarda asik, haziranlarda pisman, haziranlarda ergen oldum.
Iste burada yillar yili getirip, iadesiz taahhütsüz önüme ativerdigin eski yaslar...Kimi hakkinca yasanmis, kimi belki hic yasanmamis...Kimi cocuk, kimi genc, kimi olgun...
Her serin baharin ardindan yaz kokulu, yildizli müjdeler tasidin bana... Hararetli ve ciplak Temmuz aksamlari vadettin... pesisira hazan geldigini hissettirmeksizin bir süre...
Gün oldu tomurcuk olup cicek cicek boyverdin; gün oldu siddet yüklü bir öfke bulutuna tutunup seller yagdirdin gecikmis bahar dallarinin üzerine... hazirliksiz... insafsiz...
Öncesiz ve sonrasiz asklarda oyaladin beni...
... kimi gercek, cogu yalan...
Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi ögrettin; üzerine kiragi düsmüs beyaz bir gül kadar taze... bir o kadar kusursuz...
Anladim ki, Haziran´da sevmek yaman...
...Yarim Haziran!...

Ocaklar kurdum sicacik... Asim, esim, isim oldu katiksiz, riyasiz... Ogullar ve gecikmis heyecanlar verdin bana...
Gidemedigimiz uzak denizleri cocuklarimiza isim yaptik... onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi...
Geride kirik dökük onlarca Haziran birakarak karsiladik yarinlari... Ve sen bagisladin hatalarimi yilsonu bilancolarinda... Sorguda ele vermedin beni... Taniyamadilar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi...
Kimbilir kac sirri sakladin... Kacini ele verdin o gecikmis hesaplasmalarda...
Sen ilkyazdan alip güze acarken kapilarini... ben yazin sarhoslugundan sonbahar serinliginde aydim.
Seni beklerken kendime vardim.
Yadsiyamam: Sevildim ve sevdim cogu zaman...
Müsebbibi sensin...
...Yarim Haziran!...

Yasim büyüse de büyümedi icimdeki cocuk...
... ama zamanla olgunlasti Haziranlarim...
Yeni gelenler sonbahara daha yakin simdi...
Eski mektuplar ve sepya renkli fotograflarla dolu bir albümde hayatim... Haziran dogumlu...
Kulagimda bir siir Hasan Hüseyin´den artakalan:
"Sokaktayim
gece leylak ve tomurcuk kokuyor
yarali bir sahin olmus yüregim
uy anam anam...
Haziran´da ölmek zor"...
Lakin dogmak da zor Haziran´da...
Yaz kapiyi calsa da;
... biliyoruz sonu hazan...
Yine de seviyorum seni...
...Yarim Haziran!...

Can Dündar

24 Mart 2008 Pazartesi

...S´oNSuZ aSK...

Günlerden bir gün,
evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.

Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
“Merhaba” demiş papatyaya, “sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.”. Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
“Merhaba” demiş, “ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; “Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek” demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. “Neden” demiş. “Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?”. “Hayır” demiş kelebek. “Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”
Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Sevi seviyorum”
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece “Bende…”
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
İçinden “Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, “seviyormuş” diye geçirmiş içinden.

23 Şubat 2008 Cumartesi

Emre Aydin


22. 02. 2008 tarihindeki Köln/Almanya konserindeki o muhtesem sahnesinden sonra zaten müzigini cok begenerek dinledigim Emre Aydin´in gercekten de Türk Rock Müzigine katkilarinin güzel oldugunu düsünüyor ve bundan dolayi kendisini dolayi tebrik etmek istiyorum. Gercek sanatcilar arasinda gördügüm Emre Aydin´in gelecekte de ayni sekilde dinleyicilerine hitap etmesi dileklerimle...

Biyografisi:
02.02.1981 Isparta/Türkiye dogumlu olan Emre Aydin gencligini Isparta´da gecirir. Antalya Anadolu Lisesi´ni bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Iktisadi Idari Bilimler Fakültesi Iktisat bölümünde ögrenim görür.
2002 yilinda SingYourSong beste yarismasina grubu 6. Cadde`yle katilir ve Türkiye birincisi olur.
2003 yilinda grubu 6. Cadde`nin ilk resmi albümü yayinlanir. Ayni yil gruptan ayrilir.
Ilk albümü "Afili Yalnizlik" ile solo kariyerinin ilk basamaklarini Sony BMG Türkiye GRGDN isbirligiyle Ekim 2006`da dinleyenlerinin büyük ilgisini uyandirarak atar.
2006´dan itibaren bir cok konserde degisik sehir ve ülkelerde sevdikleriyle bulusur.

...Yolu acik olsun...
Albümleri:
2003 6.Cadde (grup albümü)
2006 Afili Yalnizlik (solo albümü)

7 Şubat 2008 Perşembe

SoBeLeNiNCe...


Allah Allah, sobelenmisim de haberim olmamis. Nasil oldu da bilemedim, hemde taaa Almanya´nin Münster sehrine kilometrelerce uzaklikta olan Türkiye´nin Bursa kentinden Çilekli Tasarım`in o tatli yazari Zeynepcigim tarafindan :)) Hay Allah´im, durmadan eskileri yani cocukluk günlerimizi hatirlatip o günlere duydugumuz özlemi bilincalti düsüncelerimizi defalarca bilincimize getirmekte üstüne yoktur Zeynep´in :)) Ilk önce cocuklugunu yasayamamis arkadaslarimizin da bilgilenmesi amacli sobelenmek terimini aciklamak istiyorum: yakalanmak, fark edilmek :)) Insan sobelendigine sevinir mi? Ben seviniyorum. Niye mi? Sobelenmek fark edilmekse, benim sayfam da yavas yavas fark edilenler arasinda yerini aliyor galiba :)) Neyse konumuza dönüyorum. Sobelenince önce söyle bir film seridi gibi cocuklugum gecti gözlerimin önünden. Öncelikle evimizin arka bahcesindeki oyun parki, o oyun parkinda oynanan binbir türlü oyunlarin icinde sobe oyunu da vardi. Sonra ilkokula basladigim yil ve ardindan gelen dört sene daha, az mi sobeleyip sobelenmedik o kücük ama bizim büyük dünyamiz olan okul bahcesinde tenefüslerde. Zil calinca az üzülmezdik ve simdi ise o günleri tebessümle aniyor, fakat zil calinca üzülürmüs gibi üzülüp özlüyoruz. Bu devre icerisinde yaptigimiz aktiviteler belirdi birden: ders, ödev, sinavlar, folklör, flüt, resim, yarismalar... en önemlisi de okuldan geldikten sonra, dersler bitince aksama dogru yayinlanan cizgi filmler. Bu cizgi filmlerden biriside "Tas Devri" idi...
Artik biz de "Tas Devri"´nden kalanlar ve cocukluklarini özleyenler olarak yeni sanal sobe oyununu cikardik, hayirli ugurlu olsun devlete
millete :)) Söyle bir 20 sene sonra da artik "ah ne günlerdi ah, sanal sanal sobeliyor sobeleniyorduk bunun yaninda da güzelce bir düsünüyorduk. ne güzel günlerdi onlar" deriz. :)) Güzelliklerle anilarda yer almasi ümitlerimle... Cevaplarim...


** Bakalım kaç tanesi gerçek olacak?
  • Saglikli, hayirli ve güzelliklerle dolu bir hayat
  • Dis Hekimligini bitirererk "Dr.Nazli Hasal" ünvanima ulasip insanlara Dis Doktoruna gitmenin aslinda korku filmlerine benzetilecek birsey olmadigini ögretmek
  • Hayirli benim onu sevdigim onun beni sevdigi bir kismet ile cekirdek ailemizi kurmak
  • Ögrenmis oldugum bilgiler ile insanlara maddi ve manevi yardimci olmak.
  • En önemlisi insanlarla daima bir diyolog icinde olup, yardimlasmanin unutuldugu bir dünyada yardimlasmayi yaymak...

...bitmez...

**Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediğim şeyler;

  • Kac gündür silip süpüremedigim odami düzenlemek
  • Cekmecemde dagilmis olan tokalarimi toplayip cekmecenin kapagini zamklamak
  • Sac uclarimi kestirmek.
  • Tezhib ile ugrasip, gitar calismak...

... bu hic bitmez ...


**Bir daha dünyaya gelmiş olsam seçme şansım olsa;

Yine ben olarak gelmek isterdim, secmis olabilsem biraz daha hafif nazlilik olabilirdi ya da aileme karsi cok daha hafif nazlilik :) .Allah beni böyle yaratmis, mutlaka bunda bir bildigi vardir!

Mademki sobeleyebiliyoruz ben de saygideger


ve

Aynur'dan Tarifler

sitelerinin sahibelerini sobeliyorum...

Saglicakla kalin...

2 Şubat 2008 Cumartesi

PaRiS´iM

Parlaktir sokaklari noel aksamlarinda
Alir götürür insani cok uzak derinliklere

Rengarenk güzel düslere

inci tanesi gibi degerli ve tek

Sevgililer sehri Paris´te

N.Hasal


Her firsatta ne kadarda canim ablamin yanina Paris´e gitsemde bu sefer Paris´i farkli gördüm veya görmek istedim ve bu fikirle gezdim rehberim Ali abim ile birlikte... :))

Önceleri cok büyük, cok kalabalik, cok internasyonel, cok karmakarisik ve cok sIkIcI gelen bizim Paris´in dar sokaklarini gördükce, güzelliklerini kesfettikce, hele bu noeldeki Champ-Élysées´in isil isil halini görünce bu asiklar sehrine asik oldum...

ve...

simdi sizlere objektiflere takilan bir kac fotograf esliginde Paris´i gezdirmek istiyorum....






















Cathédrale NOTRE DAME DE PARIS (meydani ve asagida kilise önünde)

Paris Belediyesi
Concorde